Ilayda
New member
“Eli Ayağına Dolaşmak” Atasözü mü, Deyim mi? Cinsiyet Kalıpları Üzerinden Karşılaştırmalı Bir İnceleme
“Eli Ayağına Dolaşmak” Atasözü mü, Deyim mi?
Günlük konuşmada bazen hiç düşünmeden kullandığımız bazı sözlerin aslında atasözü mü, deyim mi olduğunu karıştırabiliyoruz. “Eli ayağına dolaşmak” da bunlardan biri. Birinin önemli bir sınava girmeden önce heyecanlanması, kalabalık karşısında konuşurken kelimeleri karıştırması veya beklenmedik bir olay karşısında ne yapacağını şaşırması için rahatlıkla “eli ayağına dolaştı” diyoruz.
Peki bu ifade gerçekten atasözü mü, yoksa deyim mi? Üstelik bu sözün anlattığı telaş, heyecan ve şaşkınlık kadınlarda ve erkeklerde nasıl yorumlanıyor? Toplumun kadınlardan ve erkeklerden beklediği farklı davranış kalıpları, “eli ayağına dolaşmak” gibi bir ifadeyi algılama biçimimizi etkiliyor olabilir mi?
Bence burada yalnızca bir dil bilgisi sorusu değil, dil ile toplum arasındaki ilişkiyi görmek açısından da ilginç bir konu var. Forumda özellikle şu soruyu tartışmaya değer buluyorum: Bir insanın telaşını değerlendirirken gerçekten davranışına mı bakıyoruz, yoksa kadın ve erkek hakkındaki hazır kabullerimiz devreye mi giriyor?
Önce net cevap: Atasözü değil, deyim
“Eli ayağına dolaşmak” deyimdir.
Türk Dil Kurumu, deyimleri genellikle gerçek anlamından az çok ayrılan, ilgi çekici anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbekleri olarak tanımlıyor. Atasözleri ise uzun deneyim ve gözlemlere dayanan, topluma mal olmuş ve çoğunlukla öğüt veya yol gösterme niteliği taşıyan sözlerdir. TDK'nin açıklamasında bu iki kategori özellikle birbirinden ayrılıyor.
“Eli ayağına dolaşmak” ifadesinin temel anlamı da şaşırmak ve telaşlanmak şeklindedir. Sözlük kaynaklarında, kişinin heyecan veya telaş nedeniyle ne yapacağını şaşırması ve işlerini düzensiz yapması biçiminde açıklanır.
Buradaki önemli ayrım şu: Bu ifade bir öğüt vermiyor, “şöyle davranmalısın” şeklinde genel bir hüküm ortaya koymuyor. Bir insanın belirli bir durumdaki hâlini betimliyor.
Örneğin:
“Toplantıda söz kendisine gelince eli ayağına dolaştı.”
Burada kişinin yaşadığı durum anlatılıyor. Buna karşılık “Damlaya damlaya göl olur.” dediğimizde bir yaşam deneyiminden çıkarılmış genel bir yargı ve öğüt söz konusu. Bu nedenle iki ifade aynı kategoride değerlendirilmiyor.
Neden atasözüyle karıştırılabiliyor?
Karışıklığın bir nedeni, deyimlerin de atasözleri gibi kalıplaşmış olması. Her ikisi de kültürel hafızada yer etmiş hazır dil kalıplarıdır. Bu yüzden günlük kullanımda “atasözü” kelimesi bazen her türlü geleneksel söz için genel bir ad gibi kullanılabiliyor.
Ancak dilbilimsel açıdan işlevleri farklı.
Atasözü daha çok bir sonuç, yargı veya öğüt ortaya koyar. Deyim ise bir durumu, davranışı veya duyguyu daha canlı ve mecazlı biçimde ifade eder. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın deyimlerle ilgili açıklamasında da deyimlerin anlamlarının kelimelerin düz anlamlarından farklılaşmış, kalıplaşmış söz öbekleri olduğu vurgulanıyor.
“Eli ayağına dolaşmak” tam olarak ikinci gruba giriyor.
İnsan gerçekten fiziksel olarak ellerini ve ayaklarını birbirine dolaştırmak zorunda değil. Burada beden hareketleri, zihinsel karışıklığın ve telaşın metaforu olarak kullanılıyor.
Erkeklerin “objektif”, kadınların “duygusal” olduğu iddiası ne kadar doğru?
Burada konuyu biraz daha dikkatli ele almak gerekiyor. Soruda belirtilen “erkeklerin objektif ve veri odaklı, kadınların ise duygusal ve toplumsal etkilere odaklanan bakış açıları” günlük hayatta sık karşılaşılan bir kalıp olabilir. Fakat bunu kadın ve erkeklerin doğal ve değişmez özellikleriymiş gibi sunmak bilimsel açıdan doğru olmaz.
Janet Shibley Hyde'ın psikoloji literatüründeki Gender Similarities Hypothesis çalışması, kadınlarla erkeklerin psikolojik değişkenlerin büyük bölümünde birbirlerine oldukça benzer olduğunu ve popüler kültürdeki “iki cinsiyet birbirinden psikolojik olarak çok farklıdır” anlayışının bilimsel bulguları olduğundan daha fazla kutuplaştırabildiğini savunuyor.
Bu nedenle “erkek böyle düşünür, kadın şöyle düşünür” şeklinde kesin hükümler yerine, farklı bakış açılarının cinsiyetlerle nasıl ilişkilendirildiğine bakmak daha sağlıklı.
Örneğin aynı cümleyi iki kişi duyabilir:
“Sunum sırasında eli ayağına dolaştı.”
Bir kişi bunu tamamen performans açısından değerlendirebilir:
“Sunum sırasında kaç hata yaptı? Konuşma süresi ne kadar uzadı? Hazırladığı içeriğin ne kadarı aktarılabildi?”
Başka biri ise sosyal bağlama dikkat edebilir:
“İnsanların önünde konuşmak onu neden bu kadar gerdi? Dinleyicilerin tepkisi nasıldı? Daha önce benzer bir ortamda küçük düşürülmüş olabilir mi?”
Bu iki yaklaşımın birini “erkeklere”, diğerini “kadınlara” otomatik olarak bağlamak doğru olmaz. Her iki yaklaşımı da hem kadınlar hem erkekler benimseyebilir.
Veri odaklı bakış açısından “eli ayağına dolaşmak”
Daha objektif bir analiz yaptığımızda deyimin arkasındaki davranışları ölçülebilir unsurlara ayırabiliriz.
Örneğin bir kişinin stres altında:
- konuşma hızının değişmesi,
- hata sayısının artması,
- tepki süresinin uzaması,
- unutkanlık yaşaması,
- koordinasyonunun bozulması,
- dikkatini belirli bir noktada toplamakta zorlanması
gibi davranışlar gözlemlenebilir.
Bu açıdan “eli ayağına dolaşmak”, gündelik dilde oldukça geniş bir davranış kümesini tek bir mecazla anlatıyor.
Stres ve performans ilişkisini inceleyen geniş bir meta-analizde 191 ampirik örneklem ve toplam 39.281 çalışan değerlendirilmiş; çeşitli stres türlerinin performans ölçümleriyle genel olarak olumsuz ilişkili olduğu bulunmuştur.
Dolayısıyla deyimin gündelik anlamı ile ölçülebilir davranışlar arasında tamamen kopukluk yok. “Telaştan ne yaptığını şaşırmak” dediğimiz şey, bazı durumlarda performans göstergelerinde gerçekten gözlemlenebilen değişikliklere karşılık gelebiliyor.
Fakat burada da önemli bir nokta var: Her heyecan performansı bozmaz. Heyecan düzeyi, görevin niteliği, kişinin deneyimi, ortam ve beklenti gibi faktörler sonucu değiştirebilir.
Kadınların toplumsal bağlama daha fazla odaklandığı düşüncesi nereden geliyor?
Bu noktada duyguların ifade edilmesiyle ilgili araştırmalar ilginç sonuçlar ortaya koyuyor.
Çocukluk döneminden ergenliğe kadar duygu ifadelerini inceleyen büyük bir meta-analiz, 166 çalışma ve 21.709 katılımcıdan elde edilen 555 etki büyüklüğünü değerlendirmiştir. Araştırmada bazı cinsiyet farklılıkları bulunmuş olsa da bunların çok küçük olduğu; ayrıca yaş, kişiler arası bağlam ve görevin niteliğinin sonuçları değiştirdiği belirtilmiştir.
Bu sonuç önemli çünkü “kadınlar duygusal, erkekler mantıklı” gibi iki kutuplu bir açıklamayı desteklemiyor.
Daha doğrusu şunu düşündürüyor: Duyguların ifade edilme biçimi kişiye, yaşa, ortama ve sosyal beklentilere bağlı.
Bir kadın iş görüşmesinde heyecanlandığında bunu “yeterince profesyonel değil” şeklinde yorumlayan biri olabilir. Aynı davranışı başka biri “önemsediği için heyecanlandı” şeklinde değerlendirebilir.
Bir erkek aynı durumda ellerini ovuşturuyor, konuşurken duraksıyor veya cümlelerini karıştırıyorsa, çevresindeki insanlar bunu “baskı altında kalmış” şeklinde açıklayabilir. Başka bir ortamda ise aynı davranış “kendine güvenmiyor” biçiminde yorumlanabilir.
“Eli Ayağına Dolaşmak” Atasözü mü, Deyim mi?
Günlük konuşmada bazen hiç düşünmeden kullandığımız bazı sözlerin aslında atasözü mü, deyim mi olduğunu karıştırabiliyoruz. “Eli ayağına dolaşmak” da bunlardan biri. Birinin önemli bir sınava girmeden önce heyecanlanması, kalabalık karşısında konuşurken kelimeleri karıştırması veya beklenmedik bir olay karşısında ne yapacağını şaşırması için rahatlıkla “eli ayağına dolaştı” diyoruz.
Peki bu ifade gerçekten atasözü mü, yoksa deyim mi? Üstelik bu sözün anlattığı telaş, heyecan ve şaşkınlık kadınlarda ve erkeklerde nasıl yorumlanıyor? Toplumun kadınlardan ve erkeklerden beklediği farklı davranış kalıpları, “eli ayağına dolaşmak” gibi bir ifadeyi algılama biçimimizi etkiliyor olabilir mi?
Bence burada yalnızca bir dil bilgisi sorusu değil, dil ile toplum arasındaki ilişkiyi görmek açısından da ilginç bir konu var. Forumda özellikle şu soruyu tartışmaya değer buluyorum: Bir insanın telaşını değerlendirirken gerçekten davranışına mı bakıyoruz, yoksa kadın ve erkek hakkındaki hazır kabullerimiz devreye mi giriyor?
Önce net cevap: Atasözü değil, deyim
“Eli ayağına dolaşmak” deyimdir.
Türk Dil Kurumu, deyimleri genellikle gerçek anlamından az çok ayrılan, ilgi çekici anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbekleri olarak tanımlıyor. Atasözleri ise uzun deneyim ve gözlemlere dayanan, topluma mal olmuş ve çoğunlukla öğüt veya yol gösterme niteliği taşıyan sözlerdir. TDK'nin açıklamasında bu iki kategori özellikle birbirinden ayrılıyor.
“Eli ayağına dolaşmak” ifadesinin temel anlamı da şaşırmak ve telaşlanmak şeklindedir. Sözlük kaynaklarında, kişinin heyecan veya telaş nedeniyle ne yapacağını şaşırması ve işlerini düzensiz yapması biçiminde açıklanır.
Buradaki önemli ayrım şu: Bu ifade bir öğüt vermiyor, “şöyle davranmalısın” şeklinde genel bir hüküm ortaya koymuyor. Bir insanın belirli bir durumdaki hâlini betimliyor.
Örneğin:
“Toplantıda söz kendisine gelince eli ayağına dolaştı.”
Burada kişinin yaşadığı durum anlatılıyor. Buna karşılık “Damlaya damlaya göl olur.” dediğimizde bir yaşam deneyiminden çıkarılmış genel bir yargı ve öğüt söz konusu. Bu nedenle iki ifade aynı kategoride değerlendirilmiyor.
Neden atasözüyle karıştırılabiliyor?
Karışıklığın bir nedeni, deyimlerin de atasözleri gibi kalıplaşmış olması. Her ikisi de kültürel hafızada yer etmiş hazır dil kalıplarıdır. Bu yüzden günlük kullanımda “atasözü” kelimesi bazen her türlü geleneksel söz için genel bir ad gibi kullanılabiliyor.
Ancak dilbilimsel açıdan işlevleri farklı.
Atasözü daha çok bir sonuç, yargı veya öğüt ortaya koyar. Deyim ise bir durumu, davranışı veya duyguyu daha canlı ve mecazlı biçimde ifade eder. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın deyimlerle ilgili açıklamasında da deyimlerin anlamlarının kelimelerin düz anlamlarından farklılaşmış, kalıplaşmış söz öbekleri olduğu vurgulanıyor.
“Eli ayağına dolaşmak” tam olarak ikinci gruba giriyor.
İnsan gerçekten fiziksel olarak ellerini ve ayaklarını birbirine dolaştırmak zorunda değil. Burada beden hareketleri, zihinsel karışıklığın ve telaşın metaforu olarak kullanılıyor.
Erkeklerin “objektif”, kadınların “duygusal” olduğu iddiası ne kadar doğru?
Burada konuyu biraz daha dikkatli ele almak gerekiyor. Soruda belirtilen “erkeklerin objektif ve veri odaklı, kadınların ise duygusal ve toplumsal etkilere odaklanan bakış açıları” günlük hayatta sık karşılaşılan bir kalıp olabilir. Fakat bunu kadın ve erkeklerin doğal ve değişmez özellikleriymiş gibi sunmak bilimsel açıdan doğru olmaz.
Janet Shibley Hyde'ın psikoloji literatüründeki Gender Similarities Hypothesis çalışması, kadınlarla erkeklerin psikolojik değişkenlerin büyük bölümünde birbirlerine oldukça benzer olduğunu ve popüler kültürdeki “iki cinsiyet birbirinden psikolojik olarak çok farklıdır” anlayışının bilimsel bulguları olduğundan daha fazla kutuplaştırabildiğini savunuyor.
Bu nedenle “erkek böyle düşünür, kadın şöyle düşünür” şeklinde kesin hükümler yerine, farklı bakış açılarının cinsiyetlerle nasıl ilişkilendirildiğine bakmak daha sağlıklı.
Örneğin aynı cümleyi iki kişi duyabilir:
“Sunum sırasında eli ayağına dolaştı.”
Bir kişi bunu tamamen performans açısından değerlendirebilir:
“Sunum sırasında kaç hata yaptı? Konuşma süresi ne kadar uzadı? Hazırladığı içeriğin ne kadarı aktarılabildi?”
Başka biri ise sosyal bağlama dikkat edebilir:
“İnsanların önünde konuşmak onu neden bu kadar gerdi? Dinleyicilerin tepkisi nasıldı? Daha önce benzer bir ortamda küçük düşürülmüş olabilir mi?”
Bu iki yaklaşımın birini “erkeklere”, diğerini “kadınlara” otomatik olarak bağlamak doğru olmaz. Her iki yaklaşımı da hem kadınlar hem erkekler benimseyebilir.
Veri odaklı bakış açısından “eli ayağına dolaşmak”
Daha objektif bir analiz yaptığımızda deyimin arkasındaki davranışları ölçülebilir unsurlara ayırabiliriz.
Örneğin bir kişinin stres altında:
- konuşma hızının değişmesi,
- hata sayısının artması,
- tepki süresinin uzaması,
- unutkanlık yaşaması,
- koordinasyonunun bozulması,
- dikkatini belirli bir noktada toplamakta zorlanması
gibi davranışlar gözlemlenebilir.
Bu açıdan “eli ayağına dolaşmak”, gündelik dilde oldukça geniş bir davranış kümesini tek bir mecazla anlatıyor.
Stres ve performans ilişkisini inceleyen geniş bir meta-analizde 191 ampirik örneklem ve toplam 39.281 çalışan değerlendirilmiş; çeşitli stres türlerinin performans ölçümleriyle genel olarak olumsuz ilişkili olduğu bulunmuştur.
Dolayısıyla deyimin gündelik anlamı ile ölçülebilir davranışlar arasında tamamen kopukluk yok. “Telaştan ne yaptığını şaşırmak” dediğimiz şey, bazı durumlarda performans göstergelerinde gerçekten gözlemlenebilen değişikliklere karşılık gelebiliyor.
Fakat burada da önemli bir nokta var: Her heyecan performansı bozmaz. Heyecan düzeyi, görevin niteliği, kişinin deneyimi, ortam ve beklenti gibi faktörler sonucu değiştirebilir.
Kadınların toplumsal bağlama daha fazla odaklandığı düşüncesi nereden geliyor?
Bu noktada duyguların ifade edilmesiyle ilgili araştırmalar ilginç sonuçlar ortaya koyuyor.
Çocukluk döneminden ergenliğe kadar duygu ifadelerini inceleyen büyük bir meta-analiz, 166 çalışma ve 21.709 katılımcıdan elde edilen 555 etki büyüklüğünü değerlendirmiştir. Araştırmada bazı cinsiyet farklılıkları bulunmuş olsa da bunların çok küçük olduğu; ayrıca yaş, kişiler arası bağlam ve görevin niteliğinin sonuçları değiştirdiği belirtilmiştir.
Bu sonuç önemli çünkü “kadınlar duygusal, erkekler mantıklı” gibi iki kutuplu bir açıklamayı desteklemiyor.
Daha doğrusu şunu düşündürüyor: Duyguların ifade edilme biçimi kişiye, yaşa, ortama ve sosyal beklentilere bağlı.
Bir kadın iş görüşmesinde heyecanlandığında bunu “yeterince profesyonel değil” şeklinde yorumlayan biri olabilir. Aynı davranışı başka biri “önemsediği için heyecanlandı” şeklinde değerlendirebilir.
Bir erkek aynı durumda ellerini ovuşturuyor, konuşurken duraksıyor veya cümlelerini karıştırıyorsa, çevresindeki insanlar bunu “baskı altında kalmış” şeklinde açıklayabilir. Başka bir ortamda ise aynı davranış “kendine güvenmiyor” biçiminde yorumlanabilir.