Ilayda
New member
Parantez İşareti Neden Kullanılır? Günlük Yazımdan Akademik Metne Uzanan Bir Tartışma
Açıkçası parantez işareti üzerine düşünmeye başladığımda, bunun yalnızca “cümle içine ek bilgi koymak için kullanılan iki yay biçimli işaret” olmadığını fark ettim. Hepimiz yazarken parantez kullanıyoruz ama çoğu zaman neden kullandığımızı ayrıca düşünmüyoruz. Bir mesajda “yarın gelirim (umarım)” diye yazmakla akademik bir makalede “araştırmaya 120 kişi katılmıştır (n=120)” demek aynı teknik işareti kullanmasına rağmen bambaşka iletişim amaçlarına hizmet ediyor.
Üstelik konu yalnızca dilbilgisi açısından da ilginç değil. Parantez, yazarın ana düşüncesiyle ikinci plandaki düşüncesi arasındaki sınırı belirliyor. Kimi yazar onu kesinlik ve düzen sağlamak için kullanırken kimi yazar daha insani, açıklayıcı veya ihtiyatlı bir anlatım oluşturmak için tercih ediyor.
Burada özellikle erkeklerin ve kadınların parantez kullanımına ilişkin farklı bakış açılarını tartışmak ilginç olabilir. Ancak baştan önemli bir sınır çizmek gerekiyor: “Erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde bilimsel olarak kesin bir ayrım yapmak doğru değil. Araştırmalar, kadınlar ve erkekler arasındaki psikolojik ve iletişimsel farkların çoğunun küçük olduğunu ve bağlama göre değişebildiğini gösteriyor. Janet Hyde'ın 46 meta-analizi inceleyen çalışması bu konuda oldukça güçlü bir dayanak sunuyor. Daha sonraki 106 meta-analizi ve 386 etkiyi inceleyen bir metasentezde de ortalama mutlak cinsiyet farkının küçük olduğu bulunmuştu.
Dolayısıyla aşağıdaki karşılaştırmayı biyolojik bir “kadın dili–erkek dili” ayrımı olarak değil, farklı sosyal deneyimlerin, iletişim alışkanlıklarının ve beklentilerin parantez kullanımına nasıl yansıyabileceğini tartışan bir çerçeve olarak görmek daha doğru.
Parantezin Temel İşlevi: Ana Cümleden Ayrılan Bilgiyi Göstermek
Türk Dil Kurumuna göre yay ayraç, yani günlük kullanımda parantez, cümledeki anlamı tamamlayan ve cümlenin dışında kalan ek bilgileri göstermek için kullanılır. Bunun yanında tarih bilgileri, açıklamalar, alıntıların kaynakları, tiyatro ve senaryo metinlerindeki hareket açıklamaları, kesin olmayan bilgiler ve bazı özel açıklamalar da parantez içinde verilebilir.
Örneğin:
“Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962), Türk edebiyatının önemli isimlerinden biridir.”
Burada tarihler ana cümlenin temel yargısı değildir. Cümleden çıkarıldığında ana anlam hâlâ ayaktadır.
Başka bir örnekte:
“Toplantı saat 18.00'de başlayacak (eğer herhangi bir değişiklik olmazsa).”
Bu kez parantez, kesin olmayan veya koşula bağlı bir düşünceyi ana ifadeden ayırıyor.
Bence parantezin en önemli özelliği tam da burada ortaya çıkıyor: Okura “Bu bilgi önemli, fakat ana cümlenin merkezinde değil” mesajı veriyor.
Bu özellik, parantezi diğer noktalama işaretlerinden ayırıyor. Virgül ve kısa çizgi de ara açıklamalar oluşturabilir fakat parantez, ek bilginin ana cümleden daha belirgin biçimde ayrıldığını hissettiriyor.
Objektif ve Veri Odaklı Bir Yaklaşım: Parantez Bir Bilgi Kontrol Aracı Olabilir mi?
Toplumda erkeklerin daha “objektif”, kadınların ise daha “duygusal” iletişim kurduğu yönünde oldukça yaygın bir inanış var. Fakat bu iddiayı bütün erkek ve kadınlara genellemek bilimsel açıdan savunulabilir değil. APA'nın aktardığı araştırmalar, erkeklerle kadınların çoğu bilişsel ve psikolojik özellik bakımından birbirine oldukça yakın olduğunu ortaya koyuyor.
Yine de varsayımsal bir iletişim tarzı karşılaştırması yapmak mümkün.
Örneğin veri odaklı çalışan bir erkek yazar şöyle yazabilir:
“Projenin tamamlanma süresi 14 gündür (önceki projelerde ortalama süre 17 gündü).”
Buradaki parantez, yorumu değil karşılaştırılabilir veriyi ekliyor. Ana iddia “proje 14 günde tamamlandı”; parantez ise bu sonucun bağlamını sağlıyor.
Aynı kullanım bir kadın yazar tarafından da rahatlıkla yapılabilir. Dolayısıyla burada cinsiyetten çok meslek, eğitim, yazma amacı ve kişisel üslup belirleyici olabilir.
Örneğin bir mühendis, muhasebeci veya araştırmacı için parantez; ölçüm birimi, örneklem büyüklüğü, tarih, yöntem veya istatistiksel bilgi taşımaya yarayabilir:
“Katılımcıların yüzde 62'si yöntemi tercih etti (n=480).”
Burada parantez, okuyucuya verinin nereden geldiği konusunda hızlı bir referans sunuyor.
Akademik yazımda parantez içi göndermeler de bunun başka bir örneği. Türk Dil Kurumunun bilimsel yayın ilkelerinde metin içindeki göndermelerin parantez içinde yazar, yıl ve sayfa bilgisiyle gösterilebildiği belirtiliyor.
Dolayısıyla parantez, yalnızca dilsel değil, aynı zamanda kanıt ile iddia arasında küçük bir köprü görevi görebiliyor.
Kadınların Bakış Açısı: Parantez Duygusal ve Toplumsal Bağlamı Görünür Kılabilir mi?
Burada da genelleme yapmamak gerekiyor. “Kadınlar parantezi duygusal kullanır” şeklindeki bir iddia için yeterli bilimsel kanıt bulunmuyor. Ancak kadınların sosyal deneyimlerinin bazı yazılarda daha fazla ilişki, bağlam ve toplumsal anlam vurgusuna yol açabileceği düşünülebilir.
Örneğin bir kişi şöyle yazabilir:
“Toplantıda karar oy birliğiyle alındı (özellikle yeni çalışanların fikirlerini açıkça söylemesi benim için önemliydi).”
İlk bölüm objektif bilgiyi veriyor. Parantez ise olayın kişisel anlamını ortaya koyuyor.
Buradaki ilginç nokta şu: Parantez, yazara aynı anda iki farklı düzlemde konuşma imkânı sağlıyor.
Birinci düzlem:
“Ne oldu?”
İkinci düzlem:
“Bu benim için neden önemli?”
Örneğin bir öğretmen şöyle yazabilir:
“Öğrencilerin sınav başarısı yüzde 12 arttı (özellikle daha önce derse katılmakta zorlanan öğrencilerdeki değişim dikkat çekiciydi).”
Burada ikinci bölüm yalnızca veri değil; deneyim, gözlem ve sosyal bağlam içeriyor.
Fakat bunu kadınlara özgü bir davranış olarak değerlendirmek hatalı olur. Aynı cümleyi bir erkek öğretmen de yazabilir. Hatta empati yoğun bir çalışma ortamında görev yapan bir erkek yazarın, teknik bir alanda çalışan bir kadın yazardan daha fazla duygusal bağlam vermesi gayet mümkündür.
Dolayısıyla daha doğru soru “Kadınlar mı daha duygusal yazar?” değil, “Hangi sosyal ve mesleki koşullar bir yazarı duygusal veya bağlamsal ayrıntıları görünür kılmaya yöneltiyor?” sorusudur.
Parantez Kullanımında Asıl Belirleyici Cinsiyet mi, Amaç mı?
Bence tartışmanın en önemli noktası burası.
Bir kişinin parantez kullanımını anlamak için cinsiyetinden önce şu sorulara bakmak çok daha anlamlı:
Metin akademik mi?
Günlük bir mesaj mı?
Teknik bir rapor mu?
Kişisel bir yazı mı?
Okuyucuya bilgi mi veriliyor?
Bir duygunun altı mı çiziliyor?
Yazar kesinlik derecesini mi açıklıyor?
Ana düşüncenin akışını bozmadan ayrıntı mı eklenmek isteniyor?
Örneğin bir istatistikçinin cinsiyetinden bağımsız olarak şöyle yazması beklenebilir:
“Katılımcıların yüzde 47'si yöntemi uygun buldu (n=1.240).”
Bir günlük yazarı ise:
“Bugün sonunda onunla konuştum (sandığımdan çok daha kolay geçti).”
Buradaki farkı kadın ve erkek üzerinden açıklamak yerine metnin amacı üzerinden açıklamak çok daha güçlü.
Nitekim toplumsal rollerin insanların davranışları hakkındaki beklentileri etkileyebildiğini gösteren araştırmalar var. Alice Eagly ve çalışma arkadaşlarının 1946-2018 arasındaki 16 ulusal kamuoyu araştırmasını inceleyen çalışmasında, kadın ve erkeklere ilişkin yetkinlik, şefkat ve girişkenlik stereotiplerinin zaman içinde değiştiği görüldü. 2018 araştırmasında katılımcıların yüzde 86'sı kadınların ve erkeklerin zekâ bakımından eşit olduğunu düşünürken, 1946'da bu oran yalnızca yüzde 35'ti.
Bu sonuç bize önemli bir şey söylüyor: İnsanların “kadınsı” veya “erkeksi” gördüğü iletişim özellikleri sabit değil.
Dolayısıyla bugün “kadınlar ayrıntıya önem verir, erkekler sadece sonuca bakar” şeklinde düşündüğümüz bir davranış, başka bir dönemde veya başka bir kültürde aynı şekilde görülmeyebilir.
Açıkçası parantez işareti üzerine düşünmeye başladığımda, bunun yalnızca “cümle içine ek bilgi koymak için kullanılan iki yay biçimli işaret” olmadığını fark ettim. Hepimiz yazarken parantez kullanıyoruz ama çoğu zaman neden kullandığımızı ayrıca düşünmüyoruz. Bir mesajda “yarın gelirim (umarım)” diye yazmakla akademik bir makalede “araştırmaya 120 kişi katılmıştır (n=120)” demek aynı teknik işareti kullanmasına rağmen bambaşka iletişim amaçlarına hizmet ediyor.
Üstelik konu yalnızca dilbilgisi açısından da ilginç değil. Parantez, yazarın ana düşüncesiyle ikinci plandaki düşüncesi arasındaki sınırı belirliyor. Kimi yazar onu kesinlik ve düzen sağlamak için kullanırken kimi yazar daha insani, açıklayıcı veya ihtiyatlı bir anlatım oluşturmak için tercih ediyor.
Burada özellikle erkeklerin ve kadınların parantez kullanımına ilişkin farklı bakış açılarını tartışmak ilginç olabilir. Ancak baştan önemli bir sınır çizmek gerekiyor: “Erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde bilimsel olarak kesin bir ayrım yapmak doğru değil. Araştırmalar, kadınlar ve erkekler arasındaki psikolojik ve iletişimsel farkların çoğunun küçük olduğunu ve bağlama göre değişebildiğini gösteriyor. Janet Hyde'ın 46 meta-analizi inceleyen çalışması bu konuda oldukça güçlü bir dayanak sunuyor. Daha sonraki 106 meta-analizi ve 386 etkiyi inceleyen bir metasentezde de ortalama mutlak cinsiyet farkının küçük olduğu bulunmuştu.
Dolayısıyla aşağıdaki karşılaştırmayı biyolojik bir “kadın dili–erkek dili” ayrımı olarak değil, farklı sosyal deneyimlerin, iletişim alışkanlıklarının ve beklentilerin parantez kullanımına nasıl yansıyabileceğini tartışan bir çerçeve olarak görmek daha doğru.
Parantezin Temel İşlevi: Ana Cümleden Ayrılan Bilgiyi Göstermek
Türk Dil Kurumuna göre yay ayraç, yani günlük kullanımda parantez, cümledeki anlamı tamamlayan ve cümlenin dışında kalan ek bilgileri göstermek için kullanılır. Bunun yanında tarih bilgileri, açıklamalar, alıntıların kaynakları, tiyatro ve senaryo metinlerindeki hareket açıklamaları, kesin olmayan bilgiler ve bazı özel açıklamalar da parantez içinde verilebilir.
Örneğin:
“Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962), Türk edebiyatının önemli isimlerinden biridir.”
Burada tarihler ana cümlenin temel yargısı değildir. Cümleden çıkarıldığında ana anlam hâlâ ayaktadır.
Başka bir örnekte:
“Toplantı saat 18.00'de başlayacak (eğer herhangi bir değişiklik olmazsa).”
Bu kez parantez, kesin olmayan veya koşula bağlı bir düşünceyi ana ifadeden ayırıyor.
Bence parantezin en önemli özelliği tam da burada ortaya çıkıyor: Okura “Bu bilgi önemli, fakat ana cümlenin merkezinde değil” mesajı veriyor.
Bu özellik, parantezi diğer noktalama işaretlerinden ayırıyor. Virgül ve kısa çizgi de ara açıklamalar oluşturabilir fakat parantez, ek bilginin ana cümleden daha belirgin biçimde ayrıldığını hissettiriyor.
Objektif ve Veri Odaklı Bir Yaklaşım: Parantez Bir Bilgi Kontrol Aracı Olabilir mi?
Toplumda erkeklerin daha “objektif”, kadınların ise daha “duygusal” iletişim kurduğu yönünde oldukça yaygın bir inanış var. Fakat bu iddiayı bütün erkek ve kadınlara genellemek bilimsel açıdan savunulabilir değil. APA'nın aktardığı araştırmalar, erkeklerle kadınların çoğu bilişsel ve psikolojik özellik bakımından birbirine oldukça yakın olduğunu ortaya koyuyor.
Yine de varsayımsal bir iletişim tarzı karşılaştırması yapmak mümkün.
Örneğin veri odaklı çalışan bir erkek yazar şöyle yazabilir:
“Projenin tamamlanma süresi 14 gündür (önceki projelerde ortalama süre 17 gündü).”
Buradaki parantez, yorumu değil karşılaştırılabilir veriyi ekliyor. Ana iddia “proje 14 günde tamamlandı”; parantez ise bu sonucun bağlamını sağlıyor.
Aynı kullanım bir kadın yazar tarafından da rahatlıkla yapılabilir. Dolayısıyla burada cinsiyetten çok meslek, eğitim, yazma amacı ve kişisel üslup belirleyici olabilir.
Örneğin bir mühendis, muhasebeci veya araştırmacı için parantez; ölçüm birimi, örneklem büyüklüğü, tarih, yöntem veya istatistiksel bilgi taşımaya yarayabilir:
“Katılımcıların yüzde 62'si yöntemi tercih etti (n=480).”
Burada parantez, okuyucuya verinin nereden geldiği konusunda hızlı bir referans sunuyor.
Akademik yazımda parantez içi göndermeler de bunun başka bir örneği. Türk Dil Kurumunun bilimsel yayın ilkelerinde metin içindeki göndermelerin parantez içinde yazar, yıl ve sayfa bilgisiyle gösterilebildiği belirtiliyor.
Dolayısıyla parantez, yalnızca dilsel değil, aynı zamanda kanıt ile iddia arasında küçük bir köprü görevi görebiliyor.
Kadınların Bakış Açısı: Parantez Duygusal ve Toplumsal Bağlamı Görünür Kılabilir mi?
Burada da genelleme yapmamak gerekiyor. “Kadınlar parantezi duygusal kullanır” şeklindeki bir iddia için yeterli bilimsel kanıt bulunmuyor. Ancak kadınların sosyal deneyimlerinin bazı yazılarda daha fazla ilişki, bağlam ve toplumsal anlam vurgusuna yol açabileceği düşünülebilir.
Örneğin bir kişi şöyle yazabilir:
“Toplantıda karar oy birliğiyle alındı (özellikle yeni çalışanların fikirlerini açıkça söylemesi benim için önemliydi).”
İlk bölüm objektif bilgiyi veriyor. Parantez ise olayın kişisel anlamını ortaya koyuyor.
Buradaki ilginç nokta şu: Parantez, yazara aynı anda iki farklı düzlemde konuşma imkânı sağlıyor.
Birinci düzlem:
“Ne oldu?”
İkinci düzlem:
“Bu benim için neden önemli?”
Örneğin bir öğretmen şöyle yazabilir:
“Öğrencilerin sınav başarısı yüzde 12 arttı (özellikle daha önce derse katılmakta zorlanan öğrencilerdeki değişim dikkat çekiciydi).”
Burada ikinci bölüm yalnızca veri değil; deneyim, gözlem ve sosyal bağlam içeriyor.
Fakat bunu kadınlara özgü bir davranış olarak değerlendirmek hatalı olur. Aynı cümleyi bir erkek öğretmen de yazabilir. Hatta empati yoğun bir çalışma ortamında görev yapan bir erkek yazarın, teknik bir alanda çalışan bir kadın yazardan daha fazla duygusal bağlam vermesi gayet mümkündür.
Dolayısıyla daha doğru soru “Kadınlar mı daha duygusal yazar?” değil, “Hangi sosyal ve mesleki koşullar bir yazarı duygusal veya bağlamsal ayrıntıları görünür kılmaya yöneltiyor?” sorusudur.
Parantez Kullanımında Asıl Belirleyici Cinsiyet mi, Amaç mı?
Bence tartışmanın en önemli noktası burası.
Bir kişinin parantez kullanımını anlamak için cinsiyetinden önce şu sorulara bakmak çok daha anlamlı:
Metin akademik mi?
Günlük bir mesaj mı?
Teknik bir rapor mu?
Kişisel bir yazı mı?
Okuyucuya bilgi mi veriliyor?
Bir duygunun altı mı çiziliyor?
Yazar kesinlik derecesini mi açıklıyor?
Ana düşüncenin akışını bozmadan ayrıntı mı eklenmek isteniyor?
Örneğin bir istatistikçinin cinsiyetinden bağımsız olarak şöyle yazması beklenebilir:
“Katılımcıların yüzde 47'si yöntemi uygun buldu (n=1.240).”
Bir günlük yazarı ise:
“Bugün sonunda onunla konuştum (sandığımdan çok daha kolay geçti).”
Buradaki farkı kadın ve erkek üzerinden açıklamak yerine metnin amacı üzerinden açıklamak çok daha güçlü.
Nitekim toplumsal rollerin insanların davranışları hakkındaki beklentileri etkileyebildiğini gösteren araştırmalar var. Alice Eagly ve çalışma arkadaşlarının 1946-2018 arasındaki 16 ulusal kamuoyu araştırmasını inceleyen çalışmasında, kadın ve erkeklere ilişkin yetkinlik, şefkat ve girişkenlik stereotiplerinin zaman içinde değiştiği görüldü. 2018 araştırmasında katılımcıların yüzde 86'sı kadınların ve erkeklerin zekâ bakımından eşit olduğunu düşünürken, 1946'da bu oran yalnızca yüzde 35'ti.
Bu sonuç bize önemli bir şey söylüyor: İnsanların “kadınsı” veya “erkeksi” gördüğü iletişim özellikleri sabit değil.
Dolayısıyla bugün “kadınlar ayrıntıya önem verir, erkekler sadece sonuca bakar” şeklinde düşündüğümüz bir davranış, başka bir dönemde veya başka bir kültürde aynı şekilde görülmeyebilir.